Hayatınızda ailenizden birini kaybetmek en büyük acılardan biridir.Kendinizi o vakitten sonra yarım kalmış gibi hissedersiniz ya da hayatta birşeylerin eksik olduğunu düşünmeye başlarsınız ki çoğu insanın hata yaptığı dönemlerden biridir bu ya da tam anlamıyla muhteşem çıkışını yaşadığı dönem.Bu arada aileniz derken, illa ki çekirdek aile üyeleri olmak zorunda değil.Herkesi aile yapan kavramlar farklıdır.Neyse.Konumuz; annesini kaybeden çekirdek ailenin sonraki yaşadıkları.”The Boys Are Back”.

Joe, spor muhabiri ve işi sebebiyle -kendi tabiriyle- eve arada sırada hediyelerle dönen bir adam.Katy, Wimbledon’dan  neyse burası spoiler oluyor sanırım.Evimizin annesi ve birgün kanser olduğunu öğreniyor.Erkenden aralarından ayrılıyor ve baba-oğul başbaşa kalıyorlar.Daha oğlu ile nasıl konuşacağını bile bilmeyen bir baba, hayatlarını idare etmeye uğraşıyor.Aslında çoğu babanın da sorunu bu değil midir?Konuşmak.Derken; eski eşinden olan oğlu ile birlikte zaman geçirmesi gerektiği işaretide gönderilince olaylar biraz karışır ama hayatın hangi yöne gitmesi gerektiğini de anlamaya başlar, babamız!

Bir çocuk büyük sorumluluktur, bence o sebepledir ki; sorumluluk ikiye bölünmüş.Tabi bu biraz teknik bir düşünce işin bir de duygusal yanı var.İki kişinin sevgisi.Bir sevgi eksik olursa?Bir bakış açısı eksik olursa?Aslında burada sevgiden öte, tanımadığınız bir kişi ile başbaşa kalmak, yeninden tanımaya başlamak, önceden dikkat edilmeyen noktalara bakmak,… söz konusu.Aşırı duygusal ve aşırı durgun bir film.Ancak her babaya kullanım kılavuzu niyetine okutmak yerine izletilebilecek bir film ;) .

Aaa!Küçük bir nokta.Hep derim; Anneler hormonları ve 9 aylık bağları sebebiyle gelecek olana hazırdır.Ancak ortaya çıkan küçücük şeye bir anda bağlanması gereken babalardır.”Al bu senin!” Gibisinden.Onlar için doğumdan sonrası zor bir durum halini alır gibime geliyor.9 ay boyunca karnında birşey olan bir bayandan sevsene sevsene gibisinden duygusal baskılar.Ama babaların çoğu gayet iyi başarıyor. :)

Filmimiz bana bunları anımsattı.Kadroya kısa bir bakış: Clive Owen, Laura Fraser, Emma Booth, Tommy Bastow,…Yönetmen olarak Scott Hicks’i görüyoruz.

IMDB’den 6.0 puan alan filmimiz gayet iyimser karşılanmış.İnternetteki yorumlar gayet olumlu.Bilindik ama güzel işlenmiş bir konu olduğu söyleniyor.Bir-iki tane, benim gibi çıkıntılar var :) .Dram kategorisinde deniyor ama o kadar da dram değil.Biraz daha uğraşsalar macera bile olabilirmiş.Ayrıca film Avustralya ve İngiltere’de geçiyor.Yani o baskın ingilizvari konuşmaları duyuyorsunuz.Nereden ne çıkacağı belli olmayan vahşi ve çekici avustralya’yı da es geçememek gerek.Dediğim gibi film durgun ancak ekrandan ayrılmak pek mümkün de olmuyor.Sonrası için söyleyebileceğim;

İyi Seyirler!…